Image
Aralık 17 2017 22:23

Kahramanlığın çağrısı

                      Yaratılış, doğum ve ölüm her zaman tektir ve tek kişiyi muhatap alır. Rahmin mezarından, mezarın rahmine yapılan bu yolculuk sadece ve sadece kendimizin olduğu bir maceradır. Elbette bu maceranın da tek kahramanı yine biziz. Paylaştığımızı sandığımız acılar ve mutluluklar her zaman tek kişiliktir. Çünkü bu yol sadece bir kişinin geçebileceği, sadece bir kişi için hazırlanmış bir yoldur.

                       Vücuda bürünmüş her ruh, acı çekmeyi ve zevk almayı tek başına yapmaya mahkumdur. Çünkü yaratılış, birey bazında tekil ve birey bazında hedeflenen bir aydınlanma sürecinin sonundaki erdemi gaye edinir. Bu nihai erdeme ulaşma tutkusu, insan ruhuna kodlanmış ve anbean yaptığı çağrılarla insanı ilerlemeye ya da bu gerçeği idrak etmeye çağırmaktadır. Bu ereğe ulaşabilen her insan, yaratılış gayesini idrak ve icra etmiş birer kahramandır. 

İster Lao-Tzu ve uzak doğu hikayelerini, ister Gılgamış ve şark hikayelerini, Dede Korkut, Hint miti ve masallarını, Mısır, Yunan, Roma, İskandinav mitleri, Afrika kabilelerinin efsaneleri, Kızılderili ve Güney Amerika yerlilerinin mitlerine, hikayelerine ve masallarına bakın. Tarihin başlangıcından bugüne değin her zaman ve her devirde, her kahramanlık hikayesinin özünde, henüz kahraman olmayan birey, yaşadığı yerden bir arayış için bir ya da bir dizi yolculuğa çıkar ki bu bazen güç, bazen mistik yetiler, bazen bilgi, bazen maşuk, bazen de başka bir bilinmeyen olabilir.  Bu yolculukta bir takım olağanüstü olaylarla karşılaşır, gelişir, güçlenir ve bir kahramana dönüşür. Ya da olağanüstü olaylar karşısında gösterdiği gayretin ve kahramanlığın mükafatını alır. Nihayetinde macerasına başladığı noktaya tekrar geri döndüğünde artık özel güçleri ya da bilgeliği olan bir kahraman olmaktadır.
Bütün bu farklı coğrafya, farklı zaman, farklı kültür ve inanışların, yazılı ve sözlü olarak aktarıla gelen bütün hikayelerin, okuyucuya/dinleyiciye hoş vakit geçirmekten daha fazlasını barındırdığı muhakkaktır. Bu hikayelerin özünde dinleyicinin görünmeyeni görmesini ve rumuzlarla anlatılan bu anlamı çıkarması beklenir. Peki o halde bu hikayelerdeki gizem nedir?

                          Sınırlı yaşamlarımızda, hayatlarımız pek çok farklı insanla, farklı yoğunlukta keşişse de bu sadece kolektif bir hikâyeyi paylaştığımız gerçeğini değiştirmez. Hayatına girip çıktığımız ya da hayatımıza girip çıkan her insan aslında kendi bireysel yolculuğunu yapmakta ve kendinin kahramanı olduğu bir macera yaşamaktadır.  Bu öyle bir maceradır ki kişinin kayıtsız kalması, iştirak etmemesi mümkün değildir. Yaptığı ya da yapmadığı herhangi bir hareket, bu maceraya atılıp atılmama hususunda herhangi bir ihtimal oluşturmaz. Doğduğu andan itibaren kendisini bu kurgunun içinde bulur.  Bu konuda herhangi bir tasarrufu bulunmaz ise de yapmak zorunda olduğu bu yolculuğun seyri ve sonu, yani maceranın kısa, uzun, iyi veya kötü olması yapacağı tercihler ve eylemlerle doğrudan ilişkilidir. 

Doktora tezimi verdim, önümüzdeki sene mühendis olacağım, çok uluslu bir firmada yüksek maaşlı bir işe girdim, kendi işimi kuruyorum, öğretmen oldum, kadrom çıktı, şef oluyorum, bir balıkçı kasabasına yerleşeceğim, kredi ile ev aldım, araba aldım, oğlum-kızım büyüsünde, her şey onlar için, film yıldızı oldum, fabrikaya müdür oldum, yurtdışına yerleşeceğim, emekli oldum… bu ve benzer unvan ve materyaller günümüz toplumunun bireyin başarılı! olarak kabul edilmesi için elzem mevhumlarıdır. Peki bütün bu başarı! mevhumları, “Rahmin mezarından, mezarın rahmine” yapılan sefer için bir “Mutlu Son” olabilir mi? Semavi olsun veya olmasın bütün dinlerde ve öğretilerde anlatılan Erdem kavramının karşılığı olabilecek türden kazanımlar mıdır? Hikayelerde, mitlerde ve masallarda anlatılan kahramanların en sonunda elde ettiği o özel güçler olabilir mi? 

Bütün hayatını çalışarak ve binlerce yıldır taşıdığı “Toplayıcı” genleri ile ömrünün sonuna kadar sadece “biriktiren” bireyin hayatı için ne söylenebilir?   

Beyni ile tanrıyı, bedeni ile hayvanı temsil eden insanın varoluş amacı ve macerasının ereği toplayıcılık değildir.  Zaman, coğrafya ve kültür değişse de bütün insanlığın temel öğretisi bireyin gelişimi ve mutlak erdeme erişmesidir.  Bütün inanışlardaki kıssalar hikayeler bunu işaret eder.  Prometeusun, Aineias’ın, Zerdüştün, Siva’nın, İziris’in, Odin’in, Gılgameş’in, İason’nun, Budhanın ve daha nicesinin hikayesindeki temel nokta, bireyin arayışı hakkında bilgiler vermesidir.  Keza ilahi dinlerde Hz. Ademden başlayarak neredeyse bütün peygamberler bu çeşit bir varoluş ve aydınlanma süreci yaşamışlardır.

KendiniBil

                               Sanıyorum bu filmi ve sahneyi hatırlamayan yoktur. Matrix’te kâhinin kapısının üstünde Latince yazılmış kendini bil anlamında Sokrates’in bir sözüdür. İslam’da bu düşünce bir adım ileri taşınmıştır ve “Kendini bilen rabbini bilir” olarak yeniden söylenmiştir. Rabbini bilen ise yaratılışı ve hayatın anlamını bilir bu yüzden tasavvufun tamamı bu söz üzerinedir diyebiliriz. Ancak konumuz tasavvuf olmadığı için daha fazla detaya girmeyeceğiz.  Elbette Matrix gibi bir sanal alemin içinde değiliz, bu bilimsel olarak kanıtlansa da ruhumuzun yaptığı o çağrıyı duyamadığı bir dünyada yaşadığımız gerçeğini değiştirmiyor. Ne yazık ki beş duyunun bireyi sabitlediği ve fiziksel organların eylemleri ile bir kenara itemeyeceği sanal olmayan ancak gerçek olduğunu da kabul etmekte zorlandığımız bir dünyada, sanal hayatlar yaşıyoruz.  Bu durum bireyin “Kendini Bil”mesini bu sebeple de kahraman olma macerasını yani ruhun anbean yaptığı çağrıyı bastırmasını ve onun bu çağrıyı duymasını engellemektedir.  Bir şekilde bu çağrıyı duyup bu maceraya atılanlar ise ne yazık ki Platon’un Mağara Alegorisi'ndeki gibi dışlanmaktadır.

Dinsel hikayelerin, mitlerin ve masalların temelinde yatan düşünce, bireyin ruhun çağrısına kulak vermesini ve kendi yolculuğuna çıkmasını sağlamaktır. Bu süreçte yaşayacağı maceralarla bilgelik ve deneyim kazanması için cesaretlendirmektir.  Birey binlerce yıl önce yaşanmış ya da ilham olunmuş bu maceraları dinlerken, öz benliğinin çağrısını, yadsınamaz tınısını duymakta ve bir anlam veremezse de bu sesin ahengine, bu kokunun rayihasına doğru çekildiğini hissetmektedir. Bu farkındalıktan sonra bireyin idrak etmesi gereken en temel kural, kendisinin yazacağı aynı zamanda başrolde olacağı bir hikâyeye sahip olduğudur. Dolayısı ile bu macerada başarıya ulaşmak için bütün savaşları yapacak, bütün acıları çekecek ve bütün zorluklara göğüs germesi gerekecek olan kişinin kendisinden başkası olmadığı gerçeğidir. Bu macerada hiç kimse onun yerine acı çekmeyecek, savaşmayacak veya ölmeyecektir.

Hülasa/Özet: Bu maceramızın sonunda kendimizi eşimize, işimize, çocuklarımıza, unvanımıza ya da bankadaki hesabımızın kabarık olması için ne kadar adadığımızın bir anlamı olmayacak. Önemli olan, bu arayışa iştirak edip etmediğimiz ve mutlak erdeme  ne kadar yaklaştığımızdır. Hayatımızın değeri arayışımız ve bu arayışta yaşadığımız maceralar ile doğrudan ilgildir. Mesnevi'de denildiği gibi "Neyi arıyorsan, O'sun sen". Dolayısı ile yolculuktan ve yol almaktan korkmamak gerek. Hayatlarımız ne kadar kesişirse/birleşirse birleşsin unutmayalım ki diğer maceracılar acılarımız için üzelebilirler ama asla çektiğimiz acıyı paylaşamazlar ve ölüme yürüdüğümüzde yanımızda kimsecikler olmayacak. 
Gecenin bir vakti bu makaleyi yazmama sebep arkadaşım o yüzden çokta şey yapma :) Zira bu hikayede mutlu son yok bütün sonlar "Ölüm"le bitecek. Çantanı toplamaya başla sen :))  

Not: Erdem kelimesini bu yazıda farklı bir anlam ile kullandım. Bildiğiniz gibi erdem zamana/coğrafyaya göre değişkenlik gösterebilen bir olgudur. Ben yaratılışta ruhumuza işlenmiş mutlak anlamdaki pozitif kişilik, insan olmaz öz bilinci anlamında kullandım. 

2017 : memet tayanç